Share
Peygamberler Haramlardan ve Günahlardan Muhafaza Ediliyorsa Hazreti Adem’in (Aleyhisselam) Emre Uymayıp Mâsiyet Göstermesi, Hazreti Yusuf’un (Aleyhisselam) Kardeşlerinin Peygamber Olduğunu Söyleyenlere Göre Kardeşleri Hazreti Yusuf (aleyhisselam)’ı Kuyuya Atmaları Nasıl Açıklanır?
Question
Hazreti Âdem (aleyhisselam)’ın yaptığı iş mâsiyet olsa bile normal mâsiyetler gibi değildir. Çünkü kendisi ve Rabbi arasında bir sır vardır. Peygamberlerin haram suretinde ya da günah görünen yaptıkları işler zahiren yasak görünse bile batınen peygamberler bu işleri yapmakla emrolunmuşlardır. Aynı şekilde bu ve benzeri olaylar böyle yorumlanır. Yevâkît kitabında nakledildiğine göre Ebû Medyen şöyle demiştir; “Hazreti Âdem (aleyhisselam)’ın yerinde olsaydım tüm ağacı yerdim. Çünkü her ne kadar zahirde yasak görünse bile batında Hazreti Âdem (aleyhisselam) bunu yapmakla emrolunmuştur.” Aynı şekilde Hazreti Musa (aleyhisselam) ve Hazreti Hızır (aleyhisselam)’ın olayı da böyle yorumlanabilir. Hazreti Musa (Aleyhisselam) ve Hazreti Hızır (Aleyhisselam)’ın Kıssası Hazreti Mûsâ (aleyhisselam), kendisine vahiy ile işaret edilen zâtı, bir kayanın üstünde hırkasına bürünmüş olarak gördü ve selâm verdi: “-Ben Mûsâ’yım (aleyhisselam)” dedi. Hızır (aleyhisselam)’da cevaben: “-Demek Benî İsrail peygamberi olan Mûsâ (aleyhisselam) sensin!” dedi. Mûsâ (aleyhisselam): “–Bana Allah-u Teâlâ tarafından bildirilen, insanların en âlimi sen misin?” diye sordu. Hızır (aleyhisselam) cevaben: “–Ya Mûsâ! (Aleyhisselam) Allah-u Teâlâ bana bir ilim vermiştir, o sende yoktur. Sana da bir ilim vermiştir, o da bende yoktur.” dedi.117Mûsâ (aleyhisselam), Hızır (aleyhisselam)’dan bu ilmi telakki etme arzusunu bildirdi. Zahiren akılla anlaşılması mümkün olmayan, kendisine acâib ve garip görülen bazı hakikatlerin hikmetini Hızır (aleyhisselam)’dan öğrenecekti. “Mûsâ (aleyhisselam) O’na: “–Allah-u Teâlâ’nın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tâbî olabilir miyim?” dedi.” 118 Hızır (aleyhisselâm)’da dedi ki: “–Doğrusu sen, benimle beraberliğe sabredemezsin. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?”119Bu sözlerle Hızır (aleyhisselâm), Hazret-i Mûsâ (aleyhisselam)’a kendini anlatmış oluyordu ki, bu sonunda gerçekleşecekti. Hazret-i Mûsâ (aleyhisselam)’ın alacağı hisse, kendi yerini bilmek ve bir sabır dersi almaktı. Yâni Hazret-i Mûsâ (aleyhisselam)’a hâl lisanı ile: “–Benimle beraberliğe sabretmek, senin elinden gelmez. Sen bu hususta mazursun. Çünkü bu ilmin kemâli, henüz sana verilmemiştir.” Demekteydi. Mûsâ (aleyhisselam): “–İnşâallâh, beni sabredenlerden bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem! dedi.”120Hızır (aleyhisselam): “–Eğer bana uyacaksan, ben sana sırrımı açmadıkça, hiçbir şey hakkında bana sual sorma! Yâni tartışma şöyle dursun; sorup anlamak için bile sorma!” dedi. “(Doğrusu o Salih kul): –Eğer bana tâbî olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana sual sorma! dedi.”121Ve o meşhur yolculuğa çıktılar. Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinde bu hikmet ve ibret dolu yolculuk şu şekilde anlatılır: “Bunun üzerine yürüdüler. Nihâyet gemiye bindikleri zaman O (Hızır aleyhisselam), gemiyi deldi. Mûsâ (aleyhisselam): –Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyânı) büyük bir iş yaptın! dedi. Hızır (aleyhisselam): –Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi. Mûsâ (aleyhisselam): –Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma! dedi.”122Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Böylece Hazret-i Mûsâ’dan ilk unutma vaki oldu. Bu sırada bir serçe gelip geminin kenarına kondu ve ardından su içmek üzere gagasını denize daldırdı. Bunun üzerine Hızır (aleyhisselam) Hazret-i Mûsâ (aleyhisselam)’a: –Allah’ın ilmi yanında senin, benim ve bütün mahlukatın ilmi, şu kuşun denizden gagasıyla aldığı su kadardır. dedi.123“Yine yürüdüler. Nihâyet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır (aleyhisselam) hemen onu öldürdü. Mûsâ (aleyhisselam) dedi ki: –Bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana nasıl kıyarsın? Gerçekten sen fenâ bir şey yaptın! (Hızır aleyhisselam): –Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi? dedi. (Mûsâ aleyhisselam): –Eğer, bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaşlık etme! Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürülebilecek) mazeretin sonuna ulaştın! dedi.124Bu sözü ile Hazret-i Mûsâ (aleyhisselam), artık özür dileyecek hâli kalmadığını anlatmak istemişti. Yine yürüdüler. Nihâyet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. Hızır (aleyhisselam) hemen onu doğrulttu. Mûsâ (aleyhisselam): –Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alabilirdin! dedi. Hızır (aleyhisselam) şöyle dedi: –İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim!125 “Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu hâle getirmek istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasp etmekte olan bir kral vardı. Erkek çocuğa gelince, onun ebeveyni mü’min kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk. Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin!”126 “Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise, salih bir kimse idi. Rabbin istedi ki,127 o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur!”128
Answers ( 0 )