Nefsin Kısımları Nelerdir?

Question

Emmâre: Devamlı kötülüğü emredip, çok nadir iyiliği emredendir. Levvâme: İnsana galip gelip kötü işi işleten ama nefis ile mücadele edildiğinden nefis hakka boyun eğer ve günahtan sonra nefis kendi kendini kınar. Mülhime: Nefis ile mücahede sebebiyle kendisine takvayı da facirliği (günahı) da ilham edilmiş, gösterilmiş olandır. Mutmainne: Güzel ahlaklarla huzur bulandır. Râdiye: nefis ile mücahede ettiği için gizli de olsa hiçbir itiraz olmaksızın Allah-u Teâlâ’dan, Rab olarak razı olan, onun hükümlerine, kaza ve kaderine hiç itiraz etmeyendir. Merdiyye: Allah-u Teâlâ’nın geçmiş günahlarını affedip, rıza ile tecelli ettiği nefistir. Kâmile: Kemalatların kendisinde yerleştiği ve doğal hale geldiği ve aynı zamanda kemalatta daha da ilerleyen nefistir. Nefsi kemale erdikten sonra açık bir izin olmadığı müddetçe kişinin irşad vazifesi yapması câiz değildir. Nefsin 70 şeytandan daha şerli olduğu söylenmiştir. Şu ahir zamanın fitneli döneminde gafletten uyanan ve âhirete gerçekten rağbet eden çok az kalmıştır. Akıllı olanın, imanını kâmil hale getirinceye kadar ciddiyetle çalışması ve gayesinin bu olması lazımdır. 1. 12/Yusuf, 108. 2. 16/Nahl, 35. 3. Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, İman,18; İbn Mace, Fiten, 17; İbn Hanbel, 2/332. 4. Hâkim, Müstedrek, 3/151; Ahmed, Müsned, 3/157; Tabarânî, el-Kebîr, No:2636-2638. 5. El-Cevâhirü’l-mudıyye, 3/92; Nesefî, Tebsıratü’l-edille, 1/358. 6. Necmeddin en-Nesefî, el-Kand fi zikri ulema-i semerkand, s. 293. 7. Ebu Mansur el-Maturidi, Kitabü’t-Tevhid, s. 7-8. 8. İmam Eş‘arî (rahimehullah)’ın doğum tarihi olarak genelde “260/873” yılı kabul edilir. (İbn Asâkir, Tebyîn, s.14; Zehebî, Sirat-i a‘lâmi’n-nübelâ, 11/540.) Onun doğumunu İbn Hallikân (rahimehullah) ve İbnü’l-Esîr (rahimehullah) “270/883”, Makrizî (rahimehullah) ise “266/879” şeklinde tarihlendirir. (İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-a‘yân ve enbâu ebnâi’z-zamân 3/284; İbnü’l-Esîr, el-Lübâb fî tehzîbi’l-ensâb, 1/65; Makrizî, el-Mevâiz ve’l-i‘tibâr bizikri’l-hıtât ve’l-âsâr, 2/359.)İbn Asâkir (rahimehullah), Eş‘arî (rahimehullah)’ın Mu‘tezile’den ayrılma tarihi olarak verilen 300/913 yılını ve 40 yaşında bu mezhepten ayrıldığı bilgilerini birleştirerek doğum tarihinin “260/875” yılı olması gerektiği sonucunu çıkarır. (İbn Asâkir, Tebyîn, s. 56.) 9. Abdülkerim el-kuşeyri, er-Risâletu’l-kuşeyriyye, 2/550. 10. a.g.e., 1/52-53 11. Hücvîrî, Keşfu’l-mahcub, s. 120. 12. Hücvîrî, Keşfu’l-mahcub, s. 116. 13. Abdurrezzak el-Kâşânî, Tasavvuf sözlüğü s. 135. 14. 3/Ali imran 31. 15. 9/Tevbe 24. 16. Buhârî, Rikak, 38 17. Abdülkerim el-kuşeyri, er-Risâletu’l-kuşeyriyye, 2/551-552. 18. 6/En’am, 130. 19. 22/Hac, 75. 20. 40/Mu’min, 78. 21. Ebû Dâvûd, Sünnet, 13/4674. 22. 31/Lokman, 27. 23. 9/Tevbe, 128. 24. 17/İsra, 110. 25. 19/Meryem, 65. 26. Hâkim, Müstedrek, 2/474. 27. 19/Meryem, 12. 28. 19/Meryem, 30. 29. Seyyid Abdülhamid el-Alusi, Nesrü’l-leâlî, s. 300. 30. İbrahim el-Bacuri, Tuhfetü’l-Mürîd, s. 109. 31. Bediuzzaman Said el-Nursi, Asayı Musa, 3. Hucceti imaniyye, 23. Lema, 3. Mesele. 32. 41/Fussilet, 53. 33. Taberani, Mucemu’l-Evsat, 6319. 34. İbn cerir et-Taberî, Camiu’l-beyan, 4/99. 35. 3/Âl-i İmran, 18. 36. Buhari, Menakıb, 27. 37. 17/İsra, 15. 38. 17/İsra, 15. 39. 26/Şuara, 219. Âyet-i Kerîme’de ”Senin secde edenler içinde dönüşünü de görüyor” diye geçen ifade, Abdullah İbn-i Abbas Radiyallâhu anhumâ’dan naklettiklerine göre: تَقَلُّبه مِنْ صُلْب نَبِيّ إِلَى صُلْب نَبِيّ حَتَّى أَخْرَجَهُ نَبِيًّا ”Allah-u Teâlâ, senin bir Peygamberin sülbünden, diğer Peygamberin sülbüne intikal ede ede nihâyet bir Peygamber olarak çıktığını görendir” demektir. [ İbn-i Kesir, Tefsir’ul-Kur’ân’il-Azim, c. 6, s. 171; İmam Kastalâni, Mevâhib-i Ledünniyye s. 14.] Bu hususta Resulullah Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: لَمْ يَلْتَقِ أَبَوَاىَ قَطُّ عَلَى سَفَاحٍ لَمْ يَزَلِ اللّٰهُ يَنْقُلُنِى مِنَ الْاَصْلَابِ الطَّيِّبَةِ اِلَى الْاَرْحَامِ الطَّاهِرَةِ لَا يَتَشَعَّبُ شُعْبَتَانِ اِلَّا كُنْتُ فِى خَيْرِهِمَا ”Benim nesebimde aslâ zinâ vâki olmadı. Allah-u Teâlâ, dâimâ beni temiz babalar belinden temiz analar rahmine naklederdi. Her ne zaman nesebimde iki şûbe hâsıl olsa, ben onların daha üstün olanında bulunurdum.” [ Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 35489.]Buradan da Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’in, Âdem Aleyhisselâm’dan kendi zamanına kadar, dâimâ hak din üzere olan, secde eden kişilerin neslinden geldiği anlaşılmaktadır. 40. Bkz. Tefsiru ibni Kesir, Tefsiri Beğavi, Ruhu’l-meani. 41. İmam Kastalâni, Mevâhib-i Ledünniyye 1/105. 42. 33/Ahzab, 57. 43. 30/Rum, 30. 44. Buhârî, cenâiz, 92; Ebû Dâvut, Sünnet, 17; Tirmizî, kader, 5. 45. Seyyid Abdülhamid el-Alusi, Nesrü’l-leâlî, s. 300. 46. İbrahim el-Bacuri, Tuhfetü’l-Mürîd, s. 109. 47. Beyhakî, El-Esma ves-sıfat, s. 530. 48. 51/Zariyat, 21. 49. 23/Mü’minun, 12. 50. 23/Mü’minun, 13. 51. 2/Bakara, 164. 52. 37/Saffat, 96. 53. Necmuddin Ömer en-Nesefî, Akaidu’n-Nesefi: من أشهر الادلة (على بطلان التسلسل بل على بطلان وجود كل ما لا نهاية له من الممكنات) برهان التطبيق وهو ان نفرض من المعلول الاخير إلى غير نهاية جملة ومما قبله بواحد مثلا إلى غير النهاية جملة أخرى، ثم نطبق الجملتين بأن نجعل الأول من الجملة الأولى بإزاء الأول من الجملة الثانية، والثاني بالثاني... وهلم جرا: فإن كان بإزاء كل واحد من الجملة الأولى واحد من الجملة الثانية.. كان الناقص كالزائد، وهو محال، وإن لم يكن فقد وجد في الأول ما لا يوجد بإزائه شيء في الثانية؛ فتنقطع الثانية وتتناهى، ويلزم منه تناهي الأولى؛ لأنها لا تزيد على الثانية إلا بقدر متناه والزائد على المتناهي بقدر منتاه يكون متناهيا بالضرورة وهذا التطبيق إنما يكون فيما دخل تحت الوجود، دون مـا هـو وهمي محض؛ فإنه ينقطع بانقطاع الوهم؛ فلا يرد النقض: بمراتب العدد: بأن تطبق جملتان: إحداهما من الواحد لا إلى نهاية، والثانية من اثنين لا إلى نهاية، ولا بمعلومات الله ومقدوراته؛ فإن الأولى أكثر من الثانية مع لا تناهيهما، وذلك لأن معنى «لا تناهي الأعداد والمعلومات والمقدورات» أنها لا تنتهي إلى حد لا يتصور فوقه آخر؛ لا بمعنى «أن ما لا نهاية له يدخل تحت الوجود» فإنه محال ... 54. 4/Nisa, 113. 55. 2/Bakara, 43. 56. 9/Tevbe, 34. 57. 5/Maide, 38. 58. İmam Suyutî, Miftahu’l-Cenneti fi’l-ihticacibi’s-Sünne, s.14: ﻓﺎﻋﻠﻤﻮا ﺭﺣﻤﻜﻢ اﻟﻠﻪ ﺃﻥ ﻣﻦ ﺃﻧﻜﺮ ﻛﻮﻥ ﺣﺪﻳﺚ اﻟﻨﺒﻲ ﺻﻠﻰ اﻟﻠﻪ ﻋﻠﻴﻪ ﻭﺳﻠﻢ ﻗﻮﻻ ﻛﺎﻥ ﺃﻭ ﻓﻌﻼ ﺑﺸﺮﻃﻪ اﻟﻤﻌﺮﻭﻑ ﻓﻲ اﻷﺻﻮﻝ ﺣﺠﺔ، ﻛﻔﺮ ﻭﺧﺮﺝ ﻋﻦ ﺩاﺋﺮﺓ اﻹﺳﻼﻡ ﻭﺣﺸﺮ ﻣﻊ اﻟﻴﻬﻮﺩ ﻭاﻟﻨﺼﺎﺭﻯ، ﺃﻭ ﻣﻊ ﻣﻦ ﺷﺎء اﻟﻠﻪ ﻣﻦ ﻓﺮﻕ اﻟﻜﻔﺮﺓ. ﺭﻭﻯ اﻹﻣﺎﻡ اﻟﺸﺎﻓﻌﻲ ﺭﺿﻲ اﻟﻠﻪ ﻋﻨﻪ ﻳﻮﻣﺎ ﺣﺪﻳﺜﺎ ﻭﻗﺎﻝ ﺇﻧﻪ ﺻﺤﻴﺢ ﻓﻘﺎﻝ ﻟﻪ ﻗﺎﺋﻞ: ﺃﺗﻘﻮﻝ ﺑﻪ ﻳﺎ ﺃﺑﺎ ﻋﺒﺪ اﻟﻠﻪ؟، ﻓﺎﺿﻄﺮﺏ ﻭﻗﺎﻝ: «ﻳﺎ ﻫﺬا ﺃﺭﺃﻳﺘﻨﻲ ﻧﺼﺮاﻧﻴﺎ؟ ﺃﺭﺃﻳﺘﻨﻲ ﺧﺎﺭﺟﺎ ﻣﻦ ﻛﻨﻴﺴﺔ؟ ﺃﺭﺃﻳﺖ ﻓﻲ ﻭﺳﻄﻲ ﺯﻧﺎﺭا؟ ﺃﺭﻭﻱ ﺣﺪﻳﺜﺎ ﻋﻦ ﺭﺳﻮﻝ اﻟﻠﻪ ﺻﻠﻰ اﻟﻠﻪ ﻋﻠﻴﻪ ﻭﺳﻠﻢ ﻭﻻ ﺃﻗﻮﻝ ﺑﻪ 59. Muhammed ibnu’l-vezir, el-Avasım ve’l-kavasım, s. 374: ﺃﻥ اﻟﺘﻜﺬﻳﺐ ﻟﺤﺪﻳﺚ ﺭﺳﻮﻝ اﻟﻠﻪ - ﺻﻠﻰ اﻟﻠﻪ ﻋﻠﻴﻪ ﻭﺳﻠﻢ - ﻣﻊ اﻟﻌﻠﻢ ﺃﻧﻪ ﺣﺪﻳﺜﻪ ﻛﻔﺮ ﺻﺮﻳﺢاﻟﻌﻮاﺻﻢ 60. 2/Bakara, 146. 61. 12/Yusuf, 17. 62. Tirmizî, Kader, 7. 63. 2/Bakara, 183-184. 64. 103/Asr, 1-2-3. 65. 6/En’am, 82. 66. 3/Al-i İmran, 97. 67. 29/Ankebut, 45. 68. Kurtubi, El-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 13/347. 69. 2/Bakara, 260. 70. 48/Fetih, 4. 71. 9/Tevbe, 125. 72. 74/Müddessir, 31. 73. 7/Enfal, 2. 74. 42/Şura, 11. 75. Seyyid Abdülhamid el-Alusi, Nesrü’l-leâlî, s. 48-50. 76. 112/İhlas, 1. 77. 112/İhlas, 2. 78. 112/İhlas, 3. 79. 112/İhlas, 4. 80. 11/Hud, 107. 81. 9/Tevbe, 40. 82. 29/Ankebut, 45. 83. Taberani, el-Mu’cemu’l-Evsat, 4/60. 84. 16/Nahl, 50. 85. 20/Taha, 5. 86. İmam Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, s. 298. 87. 89/Fecr, 22. 88. Ebu Davud, 4733. 89. Buhârî (rahimehullah) ve Müslim (rahimehullah)’da “Allah-u Teâlâ, Âdem’i kendi suretinde yarattı.” (Buhari, İstizan 1; Müslim, Bir 115) Mealinde bir hadis-i şerif vardır. Âlimlerin bir kısmına göre, hadiste geçen “Suretihi”deki zamir Allah-u Teâlâ’ya Raci’dir. Hadisin tercümesi bu doğrultuda yapılmıştır. Bir kısım âlimlere göre ise, oradaki zamir Âdem’e Raci’dir. Bu takdirde hadisin mânası “Allah-u Teâlâ, Âdem’i suretinde yarattı.” şeklinde olur. (Bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 5/182-83) İmam Nevevî’nin (rahimehullah) bildirdiğine göre, âlimlerin bir kısmı, bu rivâyetleri müteşabih kabul etmiş, mânasını te’vil etmeden Allah-u Teâlâ’ya havale etmesini daha uygun görmüştür. Hadiste yer alan ‘Suretihi”deki zamirin Allah-u Teâlâ’ya ait olduğunu kabul eden bazı âlimler “Suretihi = kendi sureti / onun sureti” tamlamasının, bir teşrif ve tahsis için olduğunu ifade ederler. Yani, Allah-u Teâlâ’nın mâlik olduğu insan sureti anlamına gelir. “Naketullah = Allah-u Teâlâ’nın devesi», “Beytullah = Allah-u Teâlâ’nın evi” tamlamaları de böyledir. (Bk. Nevevî, Şerhu’l-Muslim 16/166). Mazirî (rahimehullah)’a göre, bu konuda en sağlam hadis rivâyeti “Allah-u Teâlâ, Âdem’i kendi suretinde yarattı.” hadisidir. “Allah-u Teâlâ, insanı rahman suretinde yarattı.’’ şeklindeki hadis ise sabit değildir. (Nevevî, a.g.e). Ancak, İbn Hacer (rahimehullah), Taberanî (rahimehullah)’un sahih bir senetle bu hadisi rivâyet ettiğini belirtmiştir. (İbn Hacer, a.g.e). Taberanî (rahimehullah)’un rivâyeti şöyledir:“Yüzü tahkir etmeyin, çünkü Allah-u Teâlâ, Âdem evladını (insanoğlunu) Rahman’ın suretinde yaratılmıştır.” (Taberanî, el-Mu’cemu’l-Kebir, 12/430). 90. Bu şekilde nakledilen bir senet yoktur. Eklenen “Rahmân” ibaresi tamamen uydurmadır. 91. 48/Fetih, 10. 92. Müslim, Kitabu’l-Kader, 2654. 93. 55/Rahmân, 27. 94. 15/Hicr, 9. 95. 97/Kadir, 1. 96. 4/Nisa, 78. 97. 4/Nisa, 79. 98. 26/Şuara, 78. 99. 26/Şuara, 79. 100. 26/Şuara, 80. 101. 3/Ali İmran, 9. 102. 30/Rum, 6. 103. 50/Kaf, 29. 104. Beyhaki, El-Ba’su ven-Nuşur, 1/427. 105. 50/Kaf, 29. 106. 4/Nisa, 47. 107. Tahtavi, Meraki’l-Felah, 272: ويجوز الدعاء بالمغفرة لجميع المؤمنين جميع ذنوبهم لفرض الشفقة على إخوانه وهو أمر جائز الوقوع وإن لم يكن واقعا 108. Buhârî, Kitabu’l-kader, 6614; Müslim, Kitabu’l-Kader, 2652; Muvatta, Kader, 3336; Ahmet b. Hanbel, Musned, 7387. 109. Tirmizî, Kader, 2146. 110. 10/Yunus, 26. 111. 75/Kıyamet, 22-23. 112. 83/Mutaffifin, 23. 113. 83/Mutaffifin, 15. 114. 75/Kıyamet, 22-23. 115. 6/En’âm, 103. 116. 83/Mutaffifin, 15. 117. Buhârî, Tefsîr, 18/2, 3, 4; Enbiyâ, 27; Müslim, Fedâil, 170/2380. 118. 18/Kehf, 66. 119. 18/Kehf, 67-68. 120. 18/Kehf, 69. 121. 18/Kehf, 70. 122. 18/Kehf, 71-73. 123. Buhârî, Tefsîr, 18/2-4. 124. 18/Kehf, 74-76. 125. 18/Kehf, 77-78. 126. 18/Kehf, 79-81. 127. Hızır (aleyhisselâm) bu üç hâdisenin hikmetini anlatırken “Onu kusurlu hâle getirmek istedim”, “Böylece istedik ki”, “Rabbin istedi ki” diye üç farklı fâilden bahsetmiştir. Mutasavvıflar bu ifadelerin, evliyanın üç değişik tasarruf şekline işaret ettiğini söylerler. Birincisi, Cenâb-ı Hakk’ın velisini tasarrufta serbest bırakması, onun istediği şeyi yaratmasıdır. Buna şu Hadis-i Şerif’te delil getirilmiştir: “Allah-u Teâlâ’nın nice saçı-başı dağınık, kapılardan kovulan, itibar görmeyen kulu vardır ki, bir şeyin olması için yemin etse, Allah-u Teâlâ o şeyi tahakkuk ettirir.” (Müslim, Birr, 138/2622) İkincisi, kulun iradesinin Allah-u Teâlâ’nın iradesine uygun düşerek bir tasarrufun gerçekleştirilmesidir.Üçüncüsü de Allah-u Teâlâ’nın irade buyurması ile tahakkuk eden tasarruflardır 128. 18/Kehf, 82. 129. 6/En’am, 83. 130. 11/Hud, 32. 131. 16/Nahl, 125. 132. Bakara Suresi 159 “İndirdiğimiz açık delilleri ve hidâyeti insanlara kitapta (Tevrat’ta) bildirdikten sonra Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Peygamberliğini bildiren âyetleri) gizleyenler var ya, şüphesiz Allah-u Teâlâ onlara lânet eder. Onlara lânet ediciler (Melekler ve Mü’minler) de lânet eder.” Bu âyetler, her ne kadar Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Peygamberliğini gizleyen Yahudiler ile ilgili ise de hükmü, hakkı bildiği halde, söylemesi gereken yerde doğru olanı söylemeyip bildiğini gizleyen herkesi kapsar. Bu hususta Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: مَنْ سُئِلَ عَنْ عِلْمٍ فَكَتَمَهُ أَلْجَمَهُ اللّٰهُ بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ”Kime bir bilgi sorulurda, o kimse bildiğini gizlerse mahşer gününde o kimsenin ağzına ateşten bir gem vurulur. ”[ Sünen-i Ebû Dâvud, İlim 9; Sünen-i Tirmizî, İlim 3; Sünen-i İbn-i Mâce, Mukaddime 24.] Bu hususta Ebû Hüreyre (radiyallahu anh)’da şöyle buyurmuştur: إِنَّ النَّاسَ يَقُولُونَ أَكْثَرَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَلَوْلَا آيَتَانِ فِي كِتَابِ اللّٰهِ مَا حَدَّثْتُ حَدِيثًا ثُمَّ يَتْلُو {إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنْ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى إِلَى قَوْلِهِ الرَّحِيمُ} İnsanlar, ”Ebû Hüreyre (radiyallahu anh) çok hadis rivâyet ediyor” diyorlar. Şâyet Allah’ın kitabındaki şu iki âyet olmasaydı, hiçbir hadis rivâyet etmezdim. Sonra Ebû Hüreyre (radiyallahu anh), Sure-i Bakara, Âyet 159’u ve 160’ı okudu…» [Sahih-i Buhârî, İlim 42; Sahih-i Müslim, Fedâil’üs-Sahâbe 160.] 133. 33/Ahzap, 37. Böylece bir evlatlık hiçbir zaman, evlat edinen kişilerin öz evlâdı olamaz. Evlatlık alınan çocuk, erkek ise analığına, kız çocuğu ise babalığına namahremdir (haramdır). Bu nedenle evlatlık alındığı zaman, çocuk ergenlik çağına geldiğinde bu hususlara dikkat edilmelidir. Ancak çocuk 2 yaşından önce evlad edinilir ve süt emzirilirse hısımlık oluşur ama miras gibi konularda aralarında hukuk oluşmaz. Bu âyet-i kerîme hakkında Enes (Radiyallahu anh) şu hadis-i şerifi anlatır: جَاءَ زَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ يَشْكُو فَجَعَلَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ اتَّقِ اللّٰهَ وَأَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ قَالَ أَنَسٌ لَوْ كَانَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَاتِمًا شَيْئًا لَكَتَمَ هَذِهِ قَالَ فَكَانَتْ زَيْنَبُ تَفْخَرُ عَلَى أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَقُولُ زَوَّجَكُنَّ أَهَالِيكُنَّ وَزَوَّجَنِي اللّٰهُ تَعَالَى مِنْ فَوْقِ سَبْعِ سَمَوَاتٍ Zeyd b. Hâris (radiyallahu anh)’a geldi ve hanımından dolayı Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e şikâyette bulundu. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’de ona: ”Zevceni tut (onu boşama), Allah-u Teâlâ’dan kork!” diye buyurdu. Enes (radiyallahu anh) der ki: - Şâyet Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vahiyden bir şey gizleyecek olsaydı, Sûre-i Ahzâb, Âyet 37’yi gizlerdi. Yine Enes (radiyallahu anh) der ki:- Hazreti Zeyneb (radiyallahu anha), Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in diğer eşlerine karşı övünür ve ”Sizi aileniz evlendirirken, beni ise yedi kat semanın üstünden Allah-u Teâlâ evlendirdi” derdi. [ Sahih-i Buhârî, Tevhid 22; Rudânî, Cem’ul-Fevâid, Hadis No: 7159.] 134. Kuran-ı Mecid ve Tefsiri Meali Alisi, Ahzap suresi 37. Âyetin açıklaması. 135. Kuran-ı Mecid ve Tefsiri Meali Alisi, Ahzap suresi 37. Âyetin açıklaması. 136. 18/Kehf, 63. 137. 81/Tekvir, 19-22. 138. Ahmed b. Hanbel, Musned, 2/290. 139. 34/Sebe, 28. Bu âyet-i kerîme ile ilgili olarak Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: … وَكَانَ النَّبِيُّ يُبْعَثُ اِلَى قَوْمِهِ خَاصَّةً وَبُعِثْتُ إِلَى النَّاسِ كَافَّةً ”… Benden önceki Peygamberler sâdece kendi kavmine Peygamber olarak gönderiliyordu. Ben ise, bütün insanlığa Peygamber olarak gönderildim. [Sahih-i Buhârî, Salât 56; Sahih-i Müslim, Mesâcid 1 (3).] Herkes Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dâvetine uymaya mecburdur. Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) gelmesiyle önceki bütün şeriatların hükmü ortadan kalkmıştır. Bu hususta Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: وَالَّذِى نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَا يَسْمَعُ بِى أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ الْأُمَّةِ يَهُودِيٌّ وَلَا نَصْرَانِيٌّ ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذِى أُرْسِلْتُ بِهِ اِلَّا كَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ ”Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in nefsini kudretinde/tasarrufunda tutan Allah-u Teâlâ’ya yemin ederim ki, her kim Yahudi olsun, Hristiyan olsun beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa, mutlaka Cehennem ehlinden olacaktır.” [ Sahih-i Müslim, Îman 70 (240 Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 8255.]Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Mü’minleri Cennetle müjdeleyici ve kâfirleri de Cehennemle korkutucu olarak gönderilmiştir. 140. 17/İsra, 15. 141. 7/Enfal, 25. 142. Nesefî, Medariku’t-Tenzil, 2/386; Suyuti, ed-Durru’l-Mensur, 5/604. 143. 43/Zuhruf, 19. 144. 69/Hakka, 17. 145. 3/Al-i İmran, 85. 146. 2/Bakara, 240. 147. 2/Bakara, 234. 148. El-muvatta’, Kitabu’d-dahaya, 2137. 149. 2/Bakara, 144. 150. İmam-I Şafii, Musned, 1352, Abdurrezzak es-San’ani, Musannef, 16376. 151. 2/Bakara, 240. 152. 2/Bakara, 234. 153. 7/Enfal, 65. 154. 7/Enfal, 66. 155. 58/Mücadele, 12. 156. 58/Mücadele, 13. 157. 6/En’am, 38. 158. Bacuri, Tuhfetü’l-Mürîd, 294. 159. 13/Ra’d,2. 160. 6/En’am, 101. 161. 51/Zariyat, 47. 162. 21/Enbiya, 33. 163. 36/Yasin, 38. 164. 13/Ra’d, 41. 165. 21/Enbiya, 44. 166. Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur’an, Crescent Publishing House, New York, USA, 1998, s. 115. 167. New York Times, August 19, 2000. 168. Carolyn Sheets, Robert Gardner, Samuel F. Howe, General Science, Allyn and Bacon Inc.Newton, Massachusetts, 1985, s. 305. 169. 27/Neml, 88. 170. 65/Talak, 12. 171. 86/Tarık, 11-12. 172. Zerkani, şerhu’l-Mevahib, 8/7. 173. 17/İsra, 1. 174. İbrahim el-Bacuri, Tuhfetü’l-Mürîd, s. 385-386. 175. Tühfetü’l Mürid ala Cevhere’ tüt tevhid 176. 12/Yusuf, 18. 177. 24/Nur, 11. 178. 24/Nur, 22. 179. TDV İfk Hadisesi 180. 24/Nur, 11. 181. 24/Nur, 12. 182. 24/Nur, 13. 183. 24/Nur, 14. 184. 24/Nur, 15. 185. 24/Nur, 16. 186. 24/Nur, 17. 187. 24/Nur, 18. 188. 24/Nur, 19. 189. 24/Nur, 20. 190. Müslim, Fedailu’s Sahâbe, 2534. 191. Ahmed b. Hanbel, Fedailus-Sahabe, 1/43; Musned, 16803. 192. Kandehlevi, Hayatü’s Sahâbe, 3/93. 193. Ahmed b. Hanbel, Musned, 1675. 194. 3/Ali İmran, 124. 195. 3/Ali İmran, 125. 196. 9/Tevbe, 100. 197. Ebû Dâvûd, Sünnet, 4658. 198. Ahmed b. Hanbel, Musned, 1298. 199. Molla Aliyyu’l-Kari, Mirkatu’l-Mefatih Şerhu Mişkati’l-Mesabih, 6014. 200. Tirmizi, 2680. 201. El-Munziri, et-Terğibu ve’t-Terhib, 12. 202. Ahmed b. Hanbel, Musned, 10057. 203. 16/Nahl, 43. 204. 3/Ali İmran, 37. 205. Bkz. Taberani, Ed-Dua, 1321. 206. 13/Ra’d, 14. 207. Hakim, Müstedrek, 1813. 208. 8/İnfitâr, 11. 209. 50/Kaf, 18. 210. Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyamet, 2459. 211. Buhârî, Kitabu’r-Rekaik, 6416. 212. 32/Secde, 11. . 39/Zümer, 42. 213. 7/A’raf, 34. 214. Müslim, Kitabu’l-Kader, 2664. 215. 3/Al-i İmrân, 154. 216. 52/Tür, 21. 217. 13/Ra’d, 39. 218. 3/Ali İmran, 158. 219. Tirmizi, Ebvabu Sıfati’l-Kıyamet, 2460. 220. 27/Neml, 87. 221. Müslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşrati’s-Saat, 2955. 222. 28/Kasas, 88. 223. 28/Kasas, 88. 224. 55/Rahman, 26. 225. 17/İsra, 85. 226. 17/İsra, 85. 227. Buhârî, Enbiya 2; Müslim, Birr, 2638; Ebû Dâvud, Edeb, 4834. 228. Buhari, Kitabu’l-Cenaiz, 1338. 229. Buhari, Kitabu’l-Cenaiz, 1380. 230. Bkz. Buhari, Kitabu’l-Meğazi, 3978. 231. 27/Neml, 80. 232. 27/Neml, 81. 233. 30/Rûm, 53. 234. Kuran-ı Kerîm’deki âyetlerin işaretleri, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen mütevatir hadislerin açık beyanları ümmetin önceki ve sonraki muteber âlimlerin ittifakıyla kabir azâbı haktır. Bunu mü’minlerin günahkarları ve kâfirler görürler. Salih mü’minler ise bundan azat edilirler. Kabir azâbının hak olduğunu gösteren delilleri şu şekilde özetlemek mümkündür. Konu ile ilgili âyet-i kerîmeler: 1- “Allah-u Teâlâ iman edenleri dünya hayatında ve ahirette, değişmeyen sözle sabit kılar. Allah-u Teâlâ zâlimleri ise saptırır. Allah-u Teâlâ dilediğini yapar.” (İbrahim 27) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah-u Teâlâ’nın; “Allah (celle celâlûhû) iman edenleri dünya hayatında ve ahirette, değişmeyen sözle sabit kılar (ayaklarını kaydırmaz).” Kelâmı hakkında şöyle buyurdu: Allah (celle celâlûhû) ‘nün mü’mini değişmeyen sözle sabit kılması kabirdedir. Ona; “Rabbin kimdir? “Dinin nedir?”, “Peygamberin kimdir?” denildiğindedir. (Buharı, Tefsiru Sureti İbrahim:2, Nesaî, Cenaiz 114) 2- “O azap ateştir. Onlar sabah akşam ateşe takdim edilirler. Kıyamet kopunca da firavun ailesini azapların en şiddetlisine sokun (denilecektir)” (40/Mü’min, 46) Görüldüğü gibi Firavun ve ailesine kıyamet kopmadan önce sabah akşam ateşle azap edileceği beyan edilmiştir. Bunun kabir azâbı olduğu aşikardır. 3- ”0 zâlimlerin halini ölüm şiddeti içindeyken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatırlar ve ruhunuzu teslim edin. Bugün Allah’a (celle celâlûhû) karşı haksız şeyler söylediğinizden ve onun âyetlerine karşı böbürlenmenizden dolayı alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız derler.” (6/En’am, 93) Bu âyette meleklerin zâlimlerin canlarını alırken onlara” bugün alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız” dedikleri zikredilmektedir. Bu azâbın ahiret azâbından farklı bir azap olduğu açıktır. Çünkü” bugün” ifadesi kullanılmıştır. “Yakında münafıklara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azâba uğratılacaklardır.” (9/Tevbe, 10) Kabir Azâbı ile ilgili Hadis-i Şerifler: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den kabir azâbının hak olduğunu beyan eden hadisler, sahabilerden büyük bir topluluk tarafından rivâyet edilmiş ve güvenilen hadis kitaplarında da yer almıştır. Bunların tümünü inkara kalkışmak veya taşımadıkları mânalarda yorumlamak nakle dayanan bu dinin ruhuna terstir. 1- Hazreti Âişe (radıyallahu anha)’nın yanına bir Yahudi kadın girip kabir azâbını zikretmiş, akabinde de Hazreti Âişe (Radıyallahu anha) ya hitaben; “Allah-u Teâlâ seni kabir azâbından korusun.” diye dua etmiştir. Bunu üzerine Hazreti Âişe (radıyallahu anha), Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e kabir azâbını sormuş. Allah-u Teâlâ’nın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) “Evet kabir azâbı haktır (vardır)” buyurmuştur. Hazreti Âişe (radıyallahu anha) “Ben bundan sonra Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in herhangi bir namaz kılıp da bunda kabir azâbından Allah’a (c.c) sığınmayı terk ettiğini görmedim.” demiştir. (Buharı, Cenaiz 87) Hadisin diğer bir rivâyetine göre Hazreti Âişe (radıyallahu anha) şöyle demiştir: Benim yanıma Medine Yahudilerinden iki yaşlı kadın girdiler ve konuşma arasında bana; “Şüphesiz kabirlerdeki ölülere kendi kabirleri içinde azap edilir.” dediler. Ben o kadınların bu sözünü kabul etmedim, onları tasdik etmem bana güzel gelmedi. Sonra çıkıp gittiler. Bu sırada Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) benim yanıma girdi. Ben kendisine; “Ey Allah’ın Resulü! (sallallahu aleyhi ve sellem) iki yaşlı kadın benim yanıma girdiler ve şunu söylediler.” dedim. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Onlar doğru söylemişler. Kabir ehli öyle bir azapla azap edilirler ki onların azaplarını hayvanların hepsi işitir.” buyurdu. Hazreti Âişe (radıyallahu anha) diyor ki: “Ben bundan sonra Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in herhangi bir namaz kılıp da onda kabir azâbından Allah-u Teâlâ’ya sığınmadığını görmedim.” (Buhari, Daavat 37) Hadisin başka bir rivâyetinin sonu şöyledir: “Şüphesiz ki sizler kabirler de insanların deccalla imtihan olundukları gibi imtihan edileceksiniz ” (Müslim; Kusuf 903; Nesaî, Kusuf 12; Darimi, Salat 187) 2-Esma bint Ebi Bekr (radıyallahu anhuma) diyor ki: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir defasında ayağa kalkıp hutbe okudu. Hutbesinde kişinin kabirde tabi tutulacağı imtihan fitnesini zikretti. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kabir hallerini böyle tafsilatıyla anlatınca Müslümanlar dehşetli bir suretle feryatla ağlaştılar. (Buharı, Cenaiz 87; Nesaî, Cenaiz 15) 3-Abdullah bin Ömer (radıyallahu anh) diyor ki: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki sizden biriniz öldüğü zaman ona, varıp oturacağı yeri sabah akşam gösterilir. O kimseye cennet ehlinden ise cennetten, cehennem ehlinden ise cehennemden olan yeri gösterilir. Ve “işte senin oturacağın yer burasıdır. Nihâyet kıyamet günü Allah (c.c) seni buraya gönderecek” denilir. (Buharı, Cenaiz 90; Rikak, 42; Muslim, Cennet 65-66, 2886; Nesaî, Cenaiz 116) 4-Hazreti Ali (radıyallahu anh) diyor ki: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ahzab (Hendek) Savaşı günü ikindi namazını kılamadığından müşrikler aleyhine beddua edip şöyle dedi: “Allah-u Teâlâ müşriklerin evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun. Onlar bizleri güneş battığı zamana kadar orta namazdan (ikindiden) alıkoydular.” (Buhari, Cihad 98, Megazi 29;Bakara suresinin tefsiri 29, 2984; ibnî Mace, Salat 6, 684) 5-Abdullah bin Mesûd (radıyallahu anh) diyor ki: Müşrikler Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)‘i (ikindi namazından) alıkoydular. Ta ki güneş kızardı yahut sarardı bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve vellem); “Bizi orta (yani ikindi) namazından alıkoydular. Allah-u Teâlâ onların karınlarını ve kabirlerini ateşle doldursun! buyurdu. (Müslim, Mesacid 206, 628, İbni Mace, Salat 6, 686) 6-Ebu’z-Zübeyr (radiyallahu anh), Cabir bin Abdullah (radıyallahu anh)’a kabirde imtihan eden meleği sorulduğunu onun da şu cevabı verdiğini rivâyet etmiştir: “Şüphesiz ki bu ümmet kabirlerinde imtihan edilecektir. Mü’min kul kabrine konulup adamları ondan ayrılıp gidince ona çokça azarlayan bir melek gelecek ve şöyle diyecektir ve Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’i göstererek sen bu adam hakkında ne diyordun? Mü’min kul “Şüphesiz ki o, Allah-u Teâlâ’nın Resulü ve kuludur diyordum.” der. Bunun üzerine melek ona şöyle der: “Şimdi sen cehennem ateşinde olan yerine bak. Allah-u Teâlâ seni ondan kurtardı ve senin görmüş olduğun ateşteki yerini şu gördüğün cennetteki yerinle değiştirdi” der. Mü’min kul her iki yerini de görür. Bunun üzerine; “Bırakın beni de ailemi müjdeleyeyim” der. Ona; “Sakin ol, burada kal” denilir. Münafığa gelince ailesi onu defnedip geri dönünce o oturtulur ve ona şöyle denilir:” Sen bu adam hakkında ne diyordun?” O da “Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. İnsanlar ne söylüyorsa ben de onu diyorum” der. Bunun üzerine ona; “Anlamaz olasın işte senin cennette gideceğin yer şu idi. Orası cehennem de ki yerinle değiştirildi denilir. Cabir bin Abdullah (radıyallahu anh) diyor ki; Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini işittim: “Her kul kabirde öldüğü hal üzere diriltilir. Mü’min, imanı üzere münafık da nifakı üzere…” (Ahmed b. Hanbel, Musned, 3/346) 7-Hazreti Osman (radıyallahu anh)’ın azatlı kölesi Hanî diyor ki: Osman (radıyallahu anh) bir kabrin başında durduğu zaman sakalını ıslatıncaya kadar ağlardı. Kendisine “Cennet ve cehennem hatırlatılınca ağlamıyorsun da bu kabirde niçin ağlıyorsun?” denildi. O da dedi ki: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki kabir, ahiretin konaklarından ilk konaktır. Kişi ondan kurtulursa ondan sonra ki haller daha kolaydır. Eğer kurtulamazsa ondan sonrakiler daha şiddetlidir” Hazreti Osman (radıyallahu anh) şöyle devam etti: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Ben hiçbir korkunç manzara görmedim ki kabir ondan daha korkunç olmasın.” (Tirmizî, Zühd 5, 2308. İbn-i Mace Zühd 32, 4267; Ahmed b. Hanbel, Musned, l/63)Kabir azâbı haktır. Kâfirlere ve mü’minlerden günahkâr olanlarına yapılır. Bu konudaki haberler mütevatir derecesine ulaşmış İslam dininin şiarından kabul edilmiştir. Rabbim hepimizin kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin. 235. 6/Enâm, 93. 236. 40/Mu’min, 45. 237. 40/Mu’min, 46. 238. 32/Secde, 21. 239. 41/Fussilet, 30. 240. Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, Musnedi’n-Nisa, 243. 241. Nesaî, Kitabu’s-Sehv, 1307. 242. Ebu Davud, Kitabu’s-Sunnet, 4753. 243. Ahmed b. Hanbel, Musned, 9059. 244. Muslim, Kitabu’l-Mesacid, 588. 245. Buhari, Kitabu’l-Cenaiz, 1377. 246. Buhârî, Kitabu’d-Deavat, 6375. 247. Ahmed b. Hanbel, Musned, 24663. 248. Beyhaki, Şuabu’l-İman, 8830. 249. Tirmizi, Ebvabu Sıfati’l-Kıyamet, 2460; Taberânî, el-mu’cemu’l-Evsat, 8613; Münziri, et-Terğibu ve’t-Terhib, 4/196. 250. İbni Hibban, Kitabu’l-Cenaiz, 3121, Ahmed b. Hanbel, Müsned 11334. 251. Ahmed b. hanbel, Kitabu’z-Zuhd, 68. 252. Ebu’l-Fadl, Uyunu’l-Ahbar. اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ ﴿١٨﴾ Allah-u Teâlâ’nın mescitlerini ancak Allah-u Teâlâ’ya ve âhiret gününe iman eden, namazlarını kılan, zekâtlarını veren ve Allah-u Teâlâ’dan başka kimseden korkmayan kimseler imar eder. İşte hidâyet üzere oldukları umulanlar bunlardır. (9/Tevbe, 18.) Allah-u Teâlâ için mescit yaptıranların mükâfatına dair de Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: مَنْ بَنَى مَسْجِدًا يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللّٰهِ بَنَى اللّٰهُ لَهُ مِثْلَهُ فِي الْجَنَّةِ (خ عن عثمان بن عفان) “Kim Allah-u Teâlâ rızası için mescit yaparsa, Allah-u Teâlâ benzerini onun için Cennette inşa eder.” [Buhârî, Kitabu’s-Salat, 450.] Nakledilen bir hadis-i kudsîde de Allah-u Teâlâ’nın evi olan mescitleri imar edenlerin faziletine dair Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: إِنِّي لَأَهِمُّ بِأَهْلِ الْأَرْضِ عَذَابًا فَإِذَا نَظَرْتُ إِلَى عُمَّارِ بُيُوتِي وَالْمُتَحَابِّينَ فِيَّ وَإِلَى الْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ صَرَفْتُ عَنْهُمْ (هب عن انس بن مالك) “Muhakkak ki ben, yeryüzü ahalisine azap vermeye niyetlenirim. Ancak evlerimi imar edenleri, Benim için birbirlerini sevenleri ve seherlerde istiğfar edenleri gördüğümde bundan vazgeçerim.” [Beyhakî, Şuabu’l-Îman, 2814, 8761.] Ayrıca Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), mescit ve diğer hayırları yapanlara âhirette büyük mükâfatlar verileceğini bildirerek, şöyle buyurmuştur: إِنَّ مِمَّا يَلْحَقُ الْمُؤْمِنَ مِنْ عَمَلِهِ وَحَسَنَاتِهِ بَعْدَ مَوْتِهِ عِلْمًا عَلَّمَهُ وَنَشَرَهُ وَوَلَدًا صَالِحًا تَرَكَهُ وَمُصْحَفًا وَرَّثَهُ أَوْ مَسْجِدًا بَنَاهُ أَوْ بَيْتًا لِابْنِ السَّبِيلِ بَنَاهُ أَوْ نَهْرًا أَجْرَاهُ أَوْ صَدَقَةً أَخْرَجَهَا مِنْ مَالِهِ فِي صِحَّتِهِ وَحَيَاتِهِ يَلْحَقُهُ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهِ (ه عن ابى هريرة) “Bir Mü’min kişiye, öldükten sonra amelinden ve yaptığı iyiliklerinden ulaşacak şeyler: Kendisinden sonraya bıraktığı ilim, geride bıraktığı salih evlat, miras olarak bıraktığı Mushaf-ı Şerif, yaptırdığı mescit, yolcuların barınması için inşa ettiği misafirhane, akıttığı su, sağlığı tam yerinde iken malından çıkarıp verdiği sadakadır. Bunlardan hangisini yapmış ise öldükten sonra da, onun sevabı kendisine ulaşır.” [İbn-i Mâce, Mukaddime, 20.]Yine âyet-i kerîmede: “İşte hidâyet üzere oldukları umulanlar bunlardır” diye buyrulmaktadır. Burada Allah-u Teâlâ tarafından beyan edilen “Umulanlar” ifadesi, ihtimal değil ”Kesinlik” ifade eder. Yani “Bunlar, muhakkak ki kurtuluşa erenlerdir” demektir. 253. 18/Kehf, 47. 254. Tirmizi, Ebvabu Tefsiri’l-Kuran, 3142. 255. 19/Meryem, 85-86. 256. Buhari, Menâkıb 28, Tevhid 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/101. 257. 2/Bakara, 202. 258. Tirmizi, Ebvabu Sıfati’l-Kıyamet, 2459. 259. Tirmizî, Ebvabu Sıfati’l-Kıyamet, 2437; İbn-i Mâce, Zühd, 3286; Ahmed b. Hanbel, Musned, 22303. 260. 4/Nisâ, 31. 261. Cennetin sekiz kapısı vardır. Hadislerde “Cennetin sekiz kapısı olduğu” açıkça ifade edilmiştir, (bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 7/28). Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim Allah-u Teâlâ’nın yolunda, malından iki şey harcarsa, cennetin kapılarından ‘Allah’u Teâlâ’nın kulu! Burası güzeldir, buradan girin.’ diye çağrılır. Namaz ehli olanlar / sürekli namazını kılanlar, Salat (namaz) kapısından çağrılır. Cihad ehli olanlar, Cihad kapısından çağrılır. Oruç ehli olanlar / sürekli oruçlarını tutanlar Reyyan (su içip kanan) kapısından çağrılır. Sadaka ehli olanlar /daima sadaka verenler, Sadaka kapısından çağrılır.” Bunun üzerine Ebu Bekir (radiyallahu anh) “Ey Allah’ın Resulü! (sallallahu aleyhi ve sellem) Anam, babam sana feda olsun, bütün bu kapılardan çağrılması için kişinin ne yapması gerekir? Bu kapıların hepsinden çağrılacak kimse var mı?” diye sordu. Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) “Evet, öyle ümit ediyorum ki, sen onlardan olacaksın.” buyurdu.” (Buharî, Savm, 4). Bu hadiste, dört kapı zikredilmiştir: Salat, Cihad, Reyyan, Sadaka (Zekât). Burada İslam esaslarından yalnız hac anılmamıştır. Şüphesiz onun için de hususî bir kapı vardır. (İbn Hacer, a.g.e). Geriye üç kapı kalır ki, onlar da şunlardır: İnsanları affedenlerin gireceği kapı “Affedenler / Af Kapısı”, bir hadiste “Cennetin bir kapısı vardır, ondan yalnız affedenler girecektir.” buyurulmuştur. (İbn Hacer, a.g.e). Bir de hesabı, azâbı olmayan tevekkül ehlinin gireceği, “Eymen Kapısı”Diğer kapı ise, Zikir veya İlim Kapısı. (a.g.e). 262. Müslim, Kitabu’t-Taharet, 233.Ebû Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivâyet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Büyük günahlardan kaçınılması halinde, beş vakit namaz, iki cuma ve iki ramazan, aralarında (işlenecek küçük) günahlara kefarettir.” (Müslim, Tahâret, 16) 263. Bezzar, Musnedu Osman b. Affan (ra), 422. Humrân (radıyallahu anh)’dan nakledildiğine göre, Hazreti Osman (radıyallahu anh) abdest aldığında dedi ki: Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini işittim: “Bir kimse abdest alır ve güzelce abdest almaya özen gösterir, ardından da namaz kılarsa, bu abdestle namaz arasında işlediği (günahlar) o namazı kılıncaya kadar mutlaka bağışlanır.” Buhârî, Vudû’, 160; Müslim, Tahâret, 540. *** Ebû Hüreyre radiyallahu anh)’dan nakledildiğine göre, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslüman —veya mü’min— bir kul/kişi abdest alır da yüzünü yıkarsa, gözleri ile baktığı her günah suyla —yahut suyun son damlasıyla— yüzünden çıkar gider. Ellerini yıkadığı zaman elleriyle işlediği her günah su ile —yahut suyun son damlası ile— beraber ellerinden çıkar gider. Ayaklarını yıkadığı zaman ayaklarının yürüyerek işlediği her günah su ile —yahut suyun son damlasıyla— birlikte çıkar gider. Sonunda o kul/kişi günahlarından arınmış olur.” Müslim, Tahâret, 577; Tirmizî, Tahâret, 2. *** Ebû Hâzim (radiyallahu anh) anlatıyor: Ebû Hüreyre (radiyallahu anh)’ın arkasında idim. Namaz için abdest alıyordu. Kolunu koltuk altına kadar yıkadı. Kendisine, “Ey Ebû Hüreyre! (radıyallahu anh) Bu nasıl abdest?” dedim. Bana, “Ey Benî Ferrûh! Siz burada mıydınız? Sizin burada olduğunuzu bilsem böyle abdest almazdım. Lâkin ben dostumun (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle dediğini işittim: “Mü’minin ziyneti (nuru), abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır.” Müslim, Tahâret, 586. *** Ammâr b. Yâsir (radiyallahu anh)’dan nakledildiğine göre, o, Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) teyemmümü sormuş, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de, “(Teyemmüm) eller için (bir vuruş) ve yüz için bir vuruştur” buyurmuştur. Ahmed b. Hanbel, Musned, 18509; Dârimî, Tahâret, 770. *** Ebû Zer (radiyallahu anh)’dan rivâyet edildiğine göre, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Temiz toprak, on sene boyunca su bulamasa bile, Müslüman”ın abdest suyu (mesabesinde) olur.” Nesâî, Tahâret, 323; Tirmizî, Tahâret, 124. *** Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i: “Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nurunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim. Buhârî, Vudû’ 3; Müslim, Tahâret 35. 264. Müslim, Kitabu’t-Taharat, 227. 265. Müslim, Kitabu’t-Taharat, 226. 266. Bkz. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat, 102. 267. Hazreti Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor; Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse sabahladığında bin defa ‘Kul Huvellahu Ahad (İhlas Suresini) okursa, kendini Allah’u Teâlâ’dan satın almış olur.” (Kenzu’l-Ummal, 2664). - Abdullah b. Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor; Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse sabahladığında bin defa “subhanellahi ve bi hamdihi” duasını okursa, kendini Allah’tan (c.c) satın almış olur.” (Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, 10/113). Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Her kim (günde) 1.000 kere İhlâs suresini okursa, canını Allah-u Teâlâ’dan satın almış olur (cehennemden kurtarır).” (Gümüşhanevi, Ramuzul-Ehadis, 438,5467) 268. Buhari, Ebvabu’l-Umre, 1773; Müslim, Kitabu’l-Hac, 1349. 269. 32/Secde, 5. 270. 70/Mearic, 4. 271. Ahmed b. Hanbel, Musned, 18/246. 272. Müslim, Kitabu’l–Cennet, 2864. 273. 37/Saffat, 24. 274. 21/Enbiya, 103. 275. 69/Hakka, 19-20. 276. 69/Hakka, 25-27. 277. 84/İnşikak, 10-12. 278. 35/Fatır, 10. 279. 7/A’raf, 8. 280. 21/Enbiya, 47. 281. 18/Kehf, 105. 282. Ahmed b. Hanbel, Musned, 11/570; Hakim, el-Mustedrak, Kitabu’l-İman, 1/46. 283. Ahmet b. Hanbel, Müsned, 2/243. 284. Muslim, Kitabu’l-İman, 302. 285. 36/Yasin, 66. 286. Nesaî, Kitabu’t-Tefsir, 11424. 287. Nesaî, Kitabu’t-Tefsir, 11424. 288. Muslim, Kitabu’l-İman, 302. 289. 69/Hakka, 17. 290. 13/Rad, 39. 291. 66/Tahrim, 6. 292. 55/Rahman, 46. 293. 55/Rahman, 62. 294. Beş vakit namaz kılan, ramazan orucunu tutan ve yedi büyük günahtan kaçınan hiçbir mü’min kul yoktur ki kıyamet günü ona cennetin sekiz kapısı açılmasın. Hatta o kapılar onlar girmeyene kadar birbirine çarpar. (Heysemi, Mevaridu’z-Zem’an, Kitabu’l-İman, 1/35) ما مِن عبدٍ مؤمن يُؤدِّي الصَّلواتِ الخَمسَ ويصومُ رمضانَ ويجتنِبُ الكبائرَ السَّبعَ إلّا فُتِحَتْ له أبوابُ الجنَّةِ الثَّمانيةُ يومَ القيامةِ حتّى إنَّها لتصفق Cennetin sekiz kapısı vardır. Hadislerde “Cennetin sekiz kapısı olduğu” açıkça ifade edilmiştir, (bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 7/28). Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, Hz. Ebubekir’e (radıyallahu anh): “Evet, öyle ümit ediyorum ki, sen onlardan olacaksın.” Buyurduğu hadiste dört kapı zikredilmiştir: Salat, Cihad, Reyyan, Sadaka (Zekât).” (Buharî, Savm, 4). Burada İslam esaslarından yalnız hac anılmamıştır. Şüphesiz onun için de hususî bir kapı vardır. (İbn Hecer, a.g.e). Geriye üç kapı kalır ki, onlar da şunlardır: İnsanları affedenlerin gireceği kapı “Affedenler / Af Kapısı”, bir hadiste “Cennetin bir kapısı vardır, ondan yalnız affedenler girecektir.” Buyurulmuştur. (İbn Hacer, a.g.e). Bir de hesabı, azâbı olmayan tevekkül ehlinin gireceği, “Eymen Kapısı” Diğer kapı ise, Zikir veya İlim Kapısı. (a.g.e). 295. Buharî, Kitabu’s-Savm, 4. 296. Müslim, Kitabu’l-İman, 306. 297. İmam Bacuri, Tuhfetü’l-Mürid, 382. 298. Kabirlerinden susuz bir vaziyette çıkacak olan insanların, susuzluklarını giderebilmek için canhıraş bir şekilde, Mahşer meydanında bulunan Havz’a koşacakları haber verilmektedir. Lâkin oraya herkes varamayacaktır. Nitekim bir hadis-i şerifte, dünyada iken iman nimetinden yüz çevirip bâtıl yollara sapan kimselerin, Havz’ın suyunu içmekten men edilecekleri şöyle haber verilmektedir: Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün kabristana gittiler ve: “Selâm size ey mü’minler diyarının sakinleri! İnşâallâh bir gün biz de sizin yanınıza geleceğiz.” (Diyerek orada medfun bulunan kabir ehlini selâmladılar. Ardından da:) “–Kardeşlerimizi görmemizi çok isterdim!” buyurdular. Ashab-ı Kiram şaşkınlıkla: “–Biz Siz ’in kardeşleriniz değil miyiz, ya Resulullah?” (sallallahu aleyhi ve sellem) diye sordular. Resul-i Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “–Sizler benim ashabımsınız, kardeşlerimiz ise henüz gelmemiş olanlardır.” buyurdular. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram: “–Ümmetinizden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksınız, Ey Allah’ın Resulü!” (sallallahu aleyhi ve sellem) diye sordular. Resulullah Efendimiz de (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara: “–Bir adamın alnı ve ayakları beyaz olan bir atı olduğunu düşünün. O adam bu atını, hepsi de simsiyah olan bir at sürüsü içinde tanıyamaz mı?” diye sordular. Sahâbe-i Kiram: “–Evet, tanır ey Allah’ın Resulü!” (sallallahu aleyhi ve sellem) cevabını verdiler. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “–İşte kardeşlerimiz de abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları parlak olarak geleceklerdir. Ben, önceden gidip Havz’ımın başında ikram etmek için onları bekleyeceğim. Dikkat edin! Birtakım kimseler, yabancı devenin sürüden kovulup uzaklaştırıldığı gibi, benim Havz’ımdan kovulacaklardır. Ben onlara; «Buraya gelin!» diye nidâ edeceğim. Bana: «–Onlar Sen’den sonra hâllerini değiştirdiler, (Sen’in Sünnet’ini terk edip başka yollara saptılar!)» denilecek. Bunların, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e bi’at ettikten sonra dinden dönen az sayıdaki bedbaht bedeviler olduğu söylenir. Nitekim diğer bir hadisi şerifte Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır: Bana şöyle denir; sen onlardan ayrılınca topukları üzere gerisin geri döndüler ve o günden beri bu istidatları üzere devam ettiler. (Müslim, Kitabu’l-Cennet, 58) Havz’a varamayacak olan insanlarla alakalı muhtelif görüşler de vardır. Bunları şöyle sıralamak mümkündür; Münafıklar ve Mürtedler. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in zamanında yaşayıp da O’nun vefatından sonra irtidat edenler yani dinden çıkanlar. Büyük günah işleyenler. Yanlış itikadi mezheplere uyanlar ve bid’at ehli kimseler. (Süyuti, ed-Dibac ala Sahihi Müslim, 2/34) Asiler. Yani İslam’dan değil de istikametten dönenler. Salih amelleri terk edip kötü işler yapanlar. (Nevevi, Şerhu Sahihi Müslim 15/64) Bunun üzerine ben de: «–Uzak olsunlar, uzak olsunlar!» diyeceğim.” (Müslim, Tahâret 39, Fedâil 26) (Ayrıca bkz. Nesai, Taharet, 110/150; İbni Mace, Zühd, 36; Muvatta, Taharet, 28.)Havz’ın suyundan sadece oraya vâsıl olabilenler içecektir. Havz’dan içemeyenler ise, Sırat’tan da geçemeyecek olanlardır. 299. Tirmizi, Ebvabu Sıfati’l-Kıyamet, 2443. 300. Buhârî, Kitabu’r-Rikak, 6579; Müslim, Kitabu’l-Fadail, 2292. 301. Müslim, Kitabu’l-Fadail, 2278. 302. Ahmed b. Hanbel, Musned, 10724, 2/518. 303. İbn Mâce, Kitabu’z-Zuhd, 4311. 304. Müslim, Kitabu’l-İman, 487. 305. Ebu Dâvûd, Sünnet, 4673. 306. Ahmed b. Hanbel, 22546, 7/255; Müslim, Kitabu Salati’l-Müsâfirîn, 1874. 307. 17/İsrâ, 79. 308. Ahmed b. Hanbel, 16173, 3/501. 309. 10/Yûnus, 18. 310. 39/Zümer, 3. 311. 39/Zümer, 43. 312. 39/Zümer, 44. 313. 10/Yûnus, 3. 314. 2/Bakara, 255. 315. 19/Meryem, 87. 316. 21/Enbiyâ, 28. 317. 20/Taha, 109. 318. 43/Zuhruf, 86. 319. 74/Müddessir, 48. 320. 6/En’âm, 51. 321. 74/Müddessir, 40-48. 322. 9/Tevbe, 113-114 323. Müslim, Kitabu’l-İman, 513. 324. İbn Mâce, Kitabu’z-Zuhd, 4313. 325. Tirmizî, Fedâilü’l-cihâd, 1663. 326. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 2905. 327. Müslim, Kitabu’l-İman, 454. 328. 42/Şura, 5. تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِۜ اَلَآ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يم 329. Nesâî, Tatbîk, 1141: أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ لُوَيْنٌ بِالْمَصِّيصَةِ عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ عَنْ مَعْمَرٍ وَالنُّعْمَانِ بْنِ رَاشِدٍ عَنِ الزُّهْرِىِّ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ قَالَ كُنْتُجَالِسًا إِلَى أَبِى هُرَيْرَةَ وَأَبِى سَعِيدٍ فَحَدَّثَ أَحَدُهُمَا حَدِيثَ الشَّفَاعَةِ وَالآخَرُ مُنْصِتٌ قَالَ فَتَأْتِى الْمَلاَئِكَةُ فَتَشْفَعُ وَتَشْفَعُ الرُّسُلُ وَذَكَرَ الصِّرَاطَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم « فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يُجِيزُ فَإِذَا فَرَغَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ خَلْقِهِ وَأَخْرَجَ مِنَ النَّارِ مَنْ يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَ أَمَرَ اللَّهُ الْمَلاَئِكَةَ وَالرُّسُلَ أَنْ تَشْفَعَ فَيُعْرَفُونَ بِعَلاَمَاتِهِمْ إِنَّ النَّارَ تَأْكُلُ كُلَّ شَىْءٍ مِنِ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ مَوْضِعَ السُّجُودِ فَيُصَبُّ عَلَيْهِمْ مِنْ مَاءِ الْجَنَّةِ فَيَنْبُتُونَ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِى حَمِيلِ السَّيْلِ » . 330. 40/Mü’min, 7. 331. 4/Nisâ, 48. 332. Müslim, Kitabu’l-İman, 136; Ahmed b. Hanbel, Musned, 464, 1/65. 333. Ahmed b. Hanbel, Musned, 19826, 4/402. 334. Müslim, Kitabu’l-İman, 147. 335. 99/Zilzâl, 7-8. 336. Müslim, Sıfâtü’l-münâfıkîn, 7113. 337. Buhârî, Kitabu’l-Cenaiz, 1243. 338. 16/Nahl, 89. 339. Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 5050; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 3025. 340. 47/Muhammed, 19: فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰيكُم 341. Ebû Dâvûd, Cihâd, 2775: حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِى فُدَيْكٍ حَدَّثَنِى مُوسَى بْنُ يَعْقُوبَ عَنِ ابْنِ عُثْمَانَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهُوَ يَحْيَى بْنُ الْحَسَنِ بْنِ عُثْمَانَ عَنِ الأَشْعَثِ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ سَعْدٍ عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ عَنْ أَبِيهِ قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَكَّةَ نُرِيدُ الْمَدِينَةَ فَلَمَّا كُنَّا قَرِيبًا مِنْ عَزْوَرَا نَزَلَ ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ فَدَعَا اللَّهَ سَاعَةً ثُمَّ خَرَّ سَاجِدًا فَمَكَثَ طَوِيلاً ثُمَّ قَامَ فَرَفَعَ يَدَيْهِ فَدَعَا اللَّهَ سَاعَةً ثُمَّ خَرَّ سَاجِدًا فَمَكَثَ طَوِيلاً ثُمَّ قَامَ فَرَفَعَ يَدَيْهِ سَاعَةً ثُمَّ خَرَّ سَاجِدًا ذَكَرَهُ أَحْمَدُ ثَلاَثًا قَالَ « إِنِّى سَأَلْتُ رَبِّى وَشَفَعْتُ لأُمَّتِى فَأَعْطَانِى ثُلُثَ أُمَّتِى فَخَرَرْتُ سَاجِدًا شُكْرًا لِرَبِّى ثُمَّ رَفَعْتُ رَأْسِى فَسَأَلْتُ رَبِّى لأُمَّتِى فَأَعْطَانِى ثُلُثَ أُمَّتِى فَخَرَرْتُ سَاجِدًا لِرَبِّى شُكْرًا ثُمَّ رَفَعْتُ رَأْسِى فَسَأَلْتُ رَبِّى لأُمَّتِى فَأَعْطَانِى الثُّلُثَ الآخَرَ فَخَرَرْتُ سَاجِدًا لِرَبِّى » . قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَشْعَثُ بْنُ إِسْحَاقَ أَسْقَطَهُ أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ حِينَ حَدَّثَنَا بِهِ فَحَدَّثَنِى بِهِ عَنْهُ مُوسَى بْنُ سَهْلٍ الرَّمْلِىُّ 342. Buhârî, Cihâd, 3073. 343. Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 17682, 20/213. 344. Ahmed b. Hanbel, 22546, 5/255; Müslim, Kitabu Salati’l-Müsâfirîn, 1874. 345. Ahmed b. Hanbel, 6626, 2/174. 346. Buhârî, Ezân, 614. 347. Müslim, Cenâiz, 2198. 348. Ahmed b. Hanbel, 2509, 1/278. 349. İbn Mâce, Kitabu’z-Zuhd, 4309. حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ عَنْ قَتَادَةَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ عَنِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ « يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنَ النَّارِ بَعْدَ مَا مَسَّهُم مِنْهَا سَفْعٌ ، فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ ، فَيُسَمِّيهِمْ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَهَنَّمِيِّينَ » . 350. 4/Nisâ, 28: يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفًا 351. 4/Nisâ, 85. 352. Ebû Dâvûd, Edeb, 5132. 353. Ebû Dâvûd, Talâk, 2231. 354. Müslim, Hudûd, 4411. 355. 4/Nisa, 48. 356. Taberanî, Mu’cemu’l-Kebir, 790. 357. 15/Hicr, 48. 358. 3/Ali İmran, 169-170. 359. Ahmed B. Hanbel, Musned, 2388. 360. Ebu Dâvud, Cihâd, 2520. 361. Buhârî, Cihâd 15; Müslim, İmâre, 149-151. 362. Beyhaki, Şuabu’l-İman, et-Tevekkül, 1141. 363. Beyhaki, Şuabu’l-İman, et-Tevekkül, 1290. 364. Nevevi, El-Minhac Şerhu Sahih Muslim, 2/87. 365. İbni Hacer el-Heytemi, el-Fetava’l-Fıkhiyyeti’l-Kubra, Kitabu’l-Hac, 2/129. . 24/Nur, 31. 366. Tirmizi, Ebvabu’d-Deavat, 3537. 367. Müslim, Zikr, 2703. 368. 2/Bakara, 222. 369. Taberânî, Mu’cemu’l-Kebir, 10381, 10/150. 370. 42/Şura, 25. 371. 8/Enfal, 38. 372. 2/Bakara, 179. 373. 9/Tevbe, 40. 374. 4/Nisâ, 59. 375. Buhari, Kitabu’l-Ahkam, 7137, Müslim, Kitabu’l-İmara, 1835. 376. 38/Sad, 26. 377. 49/Hucurat, 12. 378. Tirmizi, Ebvabu Sıfati’l-Kıyamet, 2502. 379. Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, 4875. 380. Tirmizi, Ebvabu’l-Birr, 1931. 381. Müslim, Kitabu’l-İman, 149. 382. Müslim, Kitabu’l-İman, 147. 383. 113/Felak, 5. 384. Ebû Dâvûd, Kitabu’l-Edeb, 4903; İbn Mâce, Kitabu’z-Zuhd, 4210. 385. Buhârî, Kitabu’l-İlim, 73; Müslim, Kitabu Salati’l-Müsâfirîn, 266. 386. Taberani, Mu’cemu’l-Kebir, 1431. 387. Müslim, Kitabu’l-İlim, 2670. 388. Buhârî, Kitabu’l-İman, 52. 389. Müslim, Kitabu’l-Birr, 2564; Ahmed b. Hanbel, Musned, 10970. 390. Suyuti, Eşbâh ve’n-nezâir, 504. 391. İbn Âbidin, Reddu’l-Muhtar, 1/43. 392. Alauddin b. Muhammed Emin Âbidin, el-Hediyyetu’l-Alâiyye, s. 249. 393. Eş-Şurunbulâli, Hasen b. Ammar, Meraki’l-Felah s.49, Bkz. Abdülkadir İsa, Hakâik ani’t-Tasavvuf, s.31-32. 394. En-nusratun nebeviyye (fasi’nin (rahimehullah) raiyye şerhi kitabının hamişinde. S. 26) 395. Müslim, Zekât, 2351. 396. Tirmizi, Ebvabu’l-İlim, 2676. 397. Tirmizi, Ebvabu’l-İlim, 2676. 398. Sa’lebi, el-Keşfu ve’l-Beyan, 9/281; Zemahşeri, Keşşaf, 1/417. 399. 96/Beyyine, 5. 400. Nesaî, Kitabu’l-Cihad, 3140. 401. 107/Ma’un, 4-6. 402. Ahmed b. Hanbel, Musned, 23636.

Din 503 days ago 0 Answer

admin

aşldmsakldksadsad

Answers ( 0 )

Leave a reply

Yorum yapmak için giriş yapınız.