Mukallidin (Taklit Eden) İmanı Sahih midir?

Question

Taklit eden kimsenin imanının sahih olup olmamasında altı görüş vardır: 1) Taklit sahih değildir. Ebû Hâşim el-Cübbâî (mu’tezile âlimi) böyle bir kişiye direkt kâfir demiştir. Akide-i Kübrâ kitabında İmam Senûsî (rahimehullah) da bu görüşü tercih etmiştir. Ancak Allame Hamidî (rahimehullah), İmam Senûsî (rahimehullah)’ın bu görüşünü yazdığı yere şöyle not düşmüştür: “İmam Senûsî (rahimehullah) Suğra ve Mukaddimat kitabında bu görüşünden dönmüştür.” 2) Sahih olmakla beraber günahtır. İster kişi delilleri öğrenmeye ehil olsun ister olmasın taklitte kalması günahtır. 3) Sahih olmakla beraber delil getirmeye ehil ise günah, delil getirecek derecede değilse günah da yoktur. 4) Kesin olarak Kur’ân’ı ve sünneti taklid eden mukallidin imanı sahihtir. Bunlar dışında bir şeyi taklid ediyorsa sahih değildir. 5) Sahihtir ve günah olmaz. Çünkü delil getirmek imanı kemâle erdirmenin şartıdır. O yüzden taklit etmesi imana zarar vermez. 6) Sahihtir ve delilleri araştırması günah olur. Çünkü deliller felsefecilerin sözleri ile karışmıştır. Ancak en güzeli ve tercih edilen üçüncü görüştür. Akaidi hiçbir delile dayanmaksızın sadece taklid ile ezberlerse imanı geçerlidir. Ancak en doğru görüşe göre, delilleri öğrenmeye gücü yettiği halde öğrenmezse günahkâr olur. Bazıları ise gücü yettiği halde öğrenmezse dahi günahkâr olmaz demiştir. Taklidî imanı geçerli saymayan bazı âlimler de olmuştur. Ancak onların bu görüşlerinden döndükleri rivâyet edilmiştir. Çünkü bu görüş Allah-u Teâlâ ’nın geniş olan rahmetini daraltmış ve cenneti çok küçük bir topluluğa has kılmıştır. Nesru-l-Leâlî kitabında geçtiğine göre,45 Bu ihtilaflar dağın başında yaşayıp İslâm’ın tebliği kendisine ulaşınca iman etmiş ancak ne dünya ne de yaratıcı hakkında tefekkür etmemiş kişiler hakkındadır. -Şeyh Abdüsselam (rahimehullah)’da bu görüştedir.- Yoksa İslâm beldelerinde doğup büyüyen, Müslüman kültürü ile yetişen, Allah-u Teâlâ ’nın mahlukâtı ve işlerinden garip veya büyük bir şey gördüğünde “Subhanallah” diyen kişilerin imanı (sırf) taklidî iman değildir. Çünkü onlar bu şekilde Allah-u Teâlâ ’yı tanımaktadırlar. Bu sahip oldukları haller onlara delil olarak yeterlidir. Zaten onların fıtratı yaratıcıyı tek ve kadim olarak bilip onun dışındakilerin sonradan var olduğu bilmek üzeredir. Bunu kelâm âlimlerinin deyişiyle ifade edemeseler de bu zaten onlara zorunlu değildir. Bu yüzden İmam Mâtürîdî şöyle demiştir: Âlimlerimiz, avam olan (âlim olmayan Müslüman) kişilerin Rablerini bilen iman etmiş kimseler olduğuna ve cennetin ortasında olduğuna icmâ etmiştir. Tuhfe’de geçene göre ise46 Müslümanların arasında yetişip orada yaşayan ile dağ başında yaşayan arasında fark yoktur. Aynı şekilde köyde (cahiller arasında) yaşayan ile şehirde (âlimler arasında) yaşayan arasında da fark yoktur. Herkesin inandığı konularda icmalen de (özet olarak da) olsa delilleri bilmesi gereklidir. Bu delilleri bilmeden iman her türlü geçerlidir. Ancak ilmihal kabilinden bunlarında öğrenilmesi farzdır. İcmali deliller kisaca gerideki soruda açıklanmıştır.

Din 501 days ago 0 Answer

admin

aşldmsakldksadsad

Answers ( 0 )

Leave a reply

Yorum yapmak için giriş yapınız.