Akaid İlmini Öğrenmek Vâcip midir, Taklidî İmân Geçerli midir?

Question

İnandığımız her akideyi (inancı) derinlemesine hâkim olmasa da isbata delalet eden bir delil ile yani icmâli (üstü kapalı) bir delille bilmek tüm mükellef Müslümanlara farz-ı ayn (her ferde ayrı ayrı farz)’dır. Bu bilgiler manevi bir keşif ile öğrenilirse de sorumluluktan kurtulur. Çünkü nefis, keşfen öğrenilen bilgilere karşı koymaktansa ona meyleder ve onunla mutmain olur. Akaidi hiçbir delile dayanmaksızın sadece taklid ile ezberlerse imanı geçerlidir. Ancak en doğru görüşe göre, delilleri öğrenmeye gücü yettiği halde öğrenmezse günahkâr olur. Bazıları ise gücü yettiği halde öğrenmezse dahi günahkâr olmaz demiştir. Taklidî imanı geçerli saymayan bazı âlimler de olmuştur. Ancak onların bu görüşlerinden döndükleri rivâyet edilmiştir. Çünkü bu görüş Allah-u Teâlâ’nın geniş olan rahmetini daraltmış ve cenneti çok küçük bir topluluğa has kılmıştır. Nesrü’l-leâlî29 kitabında şöyle geçiyor: “Bu ihtilaflar dağın başında yaşayıp İslam’ın tebliği kendisine ulaşınca iman etmiş ancak ne dünya ne de yaratıcı hakkında tefekkür etmemiş kişiler hakkındadır.” Şeyh Abdüsselam (rahimehullah)’da bu görüştedir. Yoksa İslam beldelerinde doğup büyüyen, Müslüman kültürü ile yetişen, Allah-u Teâlâ ’nın mahlukatı ve işlerinden garip veya büyük bir şey gördüğünde “Subhanallah” diyen kişilerin imanı (sırf) taklidi iman değildir. Çünkü onlar bu şekilde Allah-u Teâlâ’yı tanımaktadırlar. Bu sahip oldukları haller onlara delil olarak yeterlidir. Zaten onların fıtratı Yaratıcıyı tek ve kadim olarak bilip onun dışındakilerin sonradan var olduğunu bilmek üzeredir. Bunu kelâm âlimlerinin deyişiyle ifade edemeseler de bu zaten onlara zorunlu değildir. Bu yüzden İmam Mâtürîdî şöyle demiştir: Âlimlerimiz, avam olan (âlim olmayan Müslüman) kişilerin Rablerini bilen iman etmiş kimseler olduğuna ve cennetin ortasında olduğuna icma’ etmiştir. Tuhfe’de30 geçene göre ise Müslümanların arasında yetişip orada yaşayan ile dağ başında yaşayan arasında fark yoktur. Aynı şekilde köyde (cahiller arasında) yaşayan ile şehirde (âlimler arasında) yaşan arasında da fark yoktur. Herkesin inandığı konularda icmalen de (özet olarak da) olsa delilleri bilmesi gereklidir. Bu delilleri bilmeden iman her türlü geçerlidir. Ancak ilmihal kabilinden bunlarında öğrenilmesi farzdır. İcmali deliller kisaca ilerideki soruda açıklanacaktır. Tafsîlî bir şekilde (detaylı ve delilleriyle) bilmek farz-ı kifâyedir. Bazılarının öğrenmesiyle diğerlerinden sorumluluk kalkar. İnsanların şüphelerini gidermek ve akaid ilmini öğretmek için çevreden başka bilenlere ulaşılamadığı hemen hemen her köyde bir kişinin bilmesi gereklidir.

Din 501 days ago 0 Answer

admin

aşldmsakldksadsad

Answers ( 0 )

Leave a reply

Yorum yapmak için giriş yapınız.